Ayfer Tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayfer Tunç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2026 Cumartesi

Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi – Ayfer Tunç

 

514 sayfa, 300’den fazla karakter ve bir güne sığdırılan olay örgüsü... Sanki yokuş aşağı giderken büyüyen bir kar topu gibi, kelimeler kelimelere çarpa çarpa ilerliyor sayfalar. Üstelik sadece olaylara değil Türkiye’nin tarihine de yer veriyor. Ayrıca bireysel hikayelerin yanında sayfalar arasında Osmanlı’dan Kafkasya’ya uzanan tarihsel izlere de rastlayabilirsiniz.


Bu kadar yoğun karakter ve olayı akıcı bir şekilde ve merak duygusunu hiç azaltmadan yazmak ancak iyi bir kalemin işi olabilir zaten. Ayfer Tunç okuduğum üçüncü kitabı ile gözümdeki yerini bir seviye daha üste çıkardı. Size tüm olayları ve karakterleri anlatmam mümkün değil ama k,tabı bitirdiğimde ruhuma en çok dokunanları yazmak isterim.

Karadeniz’in bir şehrinde 1898’de temeli atılan, 1902’de hizmete giren,ilim irfan yuvası olması amaçlanmış, sırtını denize dönmüş Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi mekanımız. Deniz kenarında denize tamamen sırtını dönmüş bir bina yapmak da ancak bir Karadeniz şehrine yakışırdı galiba. Tabii aslında iyi bir niyetle sırtını dönmüş ama onu da siz okurken anlarsınız.

Hastanede kimler yok ki...

Hastanenin tarihini yazmak isteyen, karısı obsesif kompulsif hastası olan Başhekim,

Kendisini acı bir son bekleyen ve benim de en çok üzüldüğüm karakterlerden biri, iç çamaşırları satan Kız İsmet,

Aralarındaki yaş farkı belli olmasın diye olduğundan yaşlı davranan, üvey annesine aşık olan Erdem Bakırcıoğlu,

Boşandığı karısı ve karısının yeni ailesiyle onların evinde tatil yapan, eski karısına yenge, eski karısının kocasına abi diyen terapi bağımlısı Şaban,

Gittiği yurt dışı ziyaretinde on yedi yaşındaki altın saçlı erkek güzeli Zoltan’a duyduğu aşk yüzünden intihar eden Kalemkari Köse Kasım Paşa,

Nişanlısının bindiği uçak Atlas Okyanusu’na düşen, Allah’ın sevdiği kulu olduğunu fark edemeyen Hilmi Ziya,

Bir sinir anında dudaklarını jiletle doğrayan tavşan dudaklı Jinekolog Ayşe Nuran Serbest,

Hayalinde yarattığı karısının kendisini sol eliyle aldattığına inanan yakışıklı şizofren Barış Bakış,

Dışişleri Bakanlığında geleceği parlak bir üst düzey memur olarak çalışırken tüm mal varlığını bırakıp doğal yaşamı seçen ve ayağını kesen bir paslı teneke yüzünden ölen Menderes Bakış,

Kocasının cinsel sapıklığı vücudunda her gün yeni bir iz bırakan Servinaz ve hak ettiği sona kavuşan kocası Ekrem Ceviz,

Tüm hastaneye “ot”lu kek yedirerek aslında sonun başlangıcını hazırlayan, kocasına olan öfkesi yüzünden saçlarını üç numaraya vurmaktan vazgeçmeyen Nöropsikiyatr Nebahat Özdamar,

Liseyi bitiren oğlunun denizde boğularak öldüğünü öğrenince katıla katıla gülmeye başlayan, herkesin şok geçirdiğini sandığı ama beynindeki tümör yüzünden tuhaf davranışları artan emekli edebiyat öğretmeni Zarife Gülercan,

Oturduğu koltuğu, yattığı yayatğı bile satıp tüm parasını deli gibi aşık olduğu şizofren Barış Bakış’la kaçmak için harcayan ve hastanenin sonunu getiren Gülnazmiye...

Ve daha yazmadığım yüzlerce karakter. Kim deli kim akıllı belli değil. Bazıları tam deli değil, tam akıllı da değil. Yazarın dediği gibi zaten akıllı delinin karşıtı da değil.

2 Kasım 2024 Cumartesi

Kuru Kız - Ayfer Tunç

 


Sadece uzun boyu ve zayıf bedeni yüzünden kuru kız değil, sadece evlenmediği için de kuru kız değil. Tüm hayatı kuru onun. Ve Kuru Kız kuru olmayan yeni bir hayata başlamak için dünyanın sonuna gidiyor. Dünyanın sonu, Ushuaia.

Aaa şimdi hikâyenin sonunu niye söyledin demeyin çünkü yolun başında anlatıyor yazar. Peki Kuru Kız dünyanın sonuna nasıl gidiyor?

Önce annesini sonra babasını ve kardeşini kaybedip yapayalnız kaldığı bu hayatı tersine çevirmeyi nasıl başarıyor?  Kitap boyunca bu merak hiç peşinizi bırakmıyor.

Yaşadığı çevreye, annesinin ölmesine, okula devam edememesine, sadece babasına ve kardeşine bakmak için var olmuş gibi görünmesine rağmen dünyayı algılayışı çok farklı Kuru Kız’ın. Herkesin alık bir kız olarak gördüğü Kuru Kız aslında dışarıdan saf diye nitelendirdiğimiz insanların aslında öyle olmayabileceğini gösteriyor.

“ Anne babasından ve kendini bildi bileli yaşadığı ortamdan öğrendiği Allah ile kendi kafasındaki tanrıyı bağdaştırmaktan yıllar önce vazgeçmişti.

Allah’a ibadet etmek için oruç tutardı, kendi tanrısıyla konuşurdu.”

Herkesin saf, biraz da alık bir kız olarak gördüğü Kuru Kız’ın hayatına akıllı telefonun girmesiyle işler değişiyor. Demek internet, doğru kullanıldığında insanın hayatına sihirli bir dokunuş yapabiliyor. Kuru Kız bu sihirli dokunuşla hayatını bambaşka bir yöne çeviriyor. Hayatını değiştirmek istemekle hiç de haksız değil. Çünkü çevresindeki tüm “iyi” insanlar iyilik adı altında Kuru Kız’ın hayatına müdahil olmaya çalışıyorlar. Ondan yararlanmak istiyorlar ya da onun hayatına bakıp kendi hayatlarının mükemmelliğine seviniyorlar. Tüm bunlarla mücadele eden Kuru Kız 40 yıl sonra üzerindeki ölü toprağını atıyor. Artık sadece kendi için yaşamaya karar veriyor.

Edebi yüklerden arınmış, basit cümlelerle yazılmış, bir çırpıda okunabilecek ama günlerce etkisinde kalacağınız bir kitap. En azından bende öyle oldu. Okurken kitabın dilini belki biraz fazla sade buldum ama kitabı bitireli birkaç hafta olmasına rağmen aklımın bir köşesinde dünyanın sonuna giden ve orada mutlu bir hayat süren kuru değil, uzun ve zarif bir kız var.